SON HABERLER

“İLAHİ AFET DEĞİL İLAHİ AYET”

Prof. Dr. Mehmet Görmez, virüs ve salgın meselesinin nasıl yorumlanması gerektiğini anlattı.
24 Mart 2020 07:55

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, son dönemde yaşadığımız koronavirüs sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koronavirüs salgınının maddi, manevi, ekonomik ve toplumsal etkilerine yönelik özgün yorumlarda bulunan Görmez, yaşadığımız zorlu süreci Asr-ı Saadet döneminden örnekler vererek açıkladı.

 “DUALARI İYİLİK HAREKETİNE DÖNÜŞTÜRELİM”

Görmez, son olarak salgın hastalığın getirdiği ekonomik yükleri paylaşmak için büyük bir iyilik hareketi başlatma çağrısında bulundu.

“DUALARI İYİLİK HAREKETİNE DÖNÜŞTÜRELİM”

Bu zorlu süreci yaşarken hiçbir şekilde ümitsizliğe kapılmamak gerektiğini ifade eden Görmez, koronavirüs mikrobuna çare bulmak için ilmi ve teknolojik çalışmaları sürdürmekle birlikte manevi anlamda da Allah’ın rahmetine sığınma tavsiyesinde bulundu. Görmez, son olarak salgın hastalığın getirdiği ekonomik yükleri paylaşmak için büyük bir iyilik hareketi başlatma çağrısında bulundu.

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, birçok ülkeden sonra Türkiye’yi etkisine alan koronavirüs salgını ile alakalı açıklamalarda bulundu. Hastalığın sebep ve sonuçlarıyla beraber ekonomik, sosyal yaşama etkilerine dair önemli tespitlerde bulunan Görmez, “Tarih boyunca bu tür musibetlerde korkuları yenmek, endişeleri bertaraf etmek, ölüm korkusunu aşmak ancak sadece dinin verdiği yüksek mana ile mümkün olmuştur” diyerek uyarılarda bulundu.

“İNSANLIK YENİ BİR DÜNYAYA GİRDİ”

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Bugün insanlık, tarihin hiçbir döneminde benzeri olmayan yeni bir dünya ile karşı karşıyadır. İnsanlık kısa denilebilecek bir zaman diliminde yeni bir dünyaya girdi. Belki de tarih koronavirüsten önce ve sonra diye ikiye ayrılacak. Üç ay gibi kısa bir süre önce Çin’in Wuhan kentinde ortay çıkan bir virüs adeta tüm insanlığı teslim aldı. Hayat durma derecesine vardı. Ülkeler sınırlarını kapattı. Ulaşım asgari düzeye indi. Ticari hayat yavaşladı. Eğitime, hatta toplu ibadet hayatına ara verildi. Belki de tarihte ilk defa Kâbe kapandı, tavaf durdu, say durdu, Medine kapandı, Mescid-i Aksa kapandı. Bütün camiler kapılarını ibadet eden insanlara kapatmak durumunda kaldı. Sokaklar, caddeler, şehirler boşaldı. İnsanlar evlerine kapandı” dedi.

“İNSANLIK TARİHİ BU TÜR MUSİBETLERLE DOLUDUR”

“Şüphesiz insanlık ilk defa bu gibi salgınlarla karşı karşıya değil” diyen Görmez, “İnsanlık tarihi bu tür musibetlerle doludur. Bir açıdan bakıldığında tarih, afetlerin açlıkların kuraklıkların ve hastalıkların tarihidir. Kolera, verem, tifo gibi nice bulaşıcı hastalıklarda yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Daha İslam tarihinin ilk zamanlarında, Hz. Ömer döneminde Amvâs vebasında içinde onlarca seçkin sahabenin bulunduğu 25 bin insan can verdi. Daha geçen yüzyılın başında Birinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa kıtası nüfusun üçte birini sadece bulaşıcı hastalıklardan kaybetti. Ancak bunların hiçbiri bugün yaşadıklarımıza benzemiyor. Tarihte yaşananların hiçbirisi bugünkü gibi küresel bir salgına dönüşmemişti. Bugün insanlık küresel bir salgınla karşı karşıyadır. Bütün insanlığı büyük bir korku ve endişeye sevk etti. Bütün insanlığı çaresiz bir gelecek endişesi kaplamaya başladı” ifadelerini kullandı.

“MİKROSKOPLA GÖRÜNEN VİRÜS BÜTÜN İNSANLIĞIN HAYATINI TESLİM ALDI”

Görmez, “Bütün bunlar insanın en güçlü olduğu bir zamanda gerçekleşiyor. Bilgi, bilim, teknoloji, iletişim devrimlerinin yaşandığı, bütün dünyayı yok edecek güçte kimyasal silahların üretildiği bir dünyada gerçekleşiyor bütün bunlar. Nano teknolojisiyle insanlığın yeni bir gelecek kurguladığı bir zamanda gerçekleşiyor. Tıbbın, ilaç sanayiinin zirve yaptığı, ölümsüzlüğün çarelerinin araştırıldığı, uzayda hayat alanlarının arandığı bir dünyada gerçekleşiyor. Kibrin, azgınlığın, şımarıklığın kol gezdiği böyle bir zaman diliminde ancak küçük bir mikroskopla görünen bir virüs bütün insanlığın hayatını adeta teslim alıyor. Hepimiz evlerimize kapanmış, meçhul akıbetimizi beklemeye başladık. Bu süreçte sağlık bakanlıkları, sağlık bakanlığı, sağlık çalışanları doktorlar, sağlık otoriteleri üstüne düşen vazifeyi hakkıyla ifa ediyorlar. Allah o kardeşlerimizden, hepsinden razı olsun, onlara da dua edelim” şeklinde konuştu.

“BU SORUN SADECE BİR SAĞLIK MESELESİ OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR”

Görmez, konunun insani boyutunun ihmal edildiğini söyleyerek, “Kitle iletişim araçları, sosyal medya ağları Çin’den İtalya’ya, İran’dan ABD’ye kadar dünyanın her yerindeki her vakayı her an bütün insanlıkla paylaşıyorlar. Ancak bir konu ihmal ediliyor. Konunun insani boyutu ihmal ediliyor. Sosyal ve toplumsal boyutları henüz tam olarak konuşulmaya başlanmadı. Bu işin ruhi, manevi, metafizik boyutu üzerinde henüz yazarlar yazmaya başlamadı, kitaplar kaleme alınmaya başlanmadı. Oysa bu sorun sadece bir sağlık meselesi olmaktan çıkmıştır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da insanlık ihtilaf edecektir. Bilim adamları, felsefeciler, din adamları her biri kendi zaviyesinden bu meseleyi değerlendirecektir” açıklamalarında bulundu.

“KORKULARI YENMEK ANCAK İSLAM’IN VERDİĞİ YÜKSEK MANA İLE MÜMKÜN OLMUŞTUR”

Meselenin bir açıdan değil, üç açıdan ele alınması gerektiğini belirten Görmez, “Bilim bu meselelerin açıklamasını yapar, bize sebeplerini izah eder. Felsefe meseleleri akıl süzgecinden geçirerek bizi düşünmeye sevk eder. Din ise anlamlandırır, görünen ve görünmeyen manası üzerinde bizi düşünmeye davet eder. İslam söz konusu olduğunda dinin verdiği anlam bilimin açıklamasını ve felsefenin düşüncesini göz ardı etmez. Zira bilim Rabbimizin kainata yerleştirdiği ayetlerin tefsiri, akıl ve düşünce ise O’nun insana en büyük ihsanıdır. Tarihlerde bu tür musibetlerde korkuları yenmek, endişeleri bertaraf etmek, ölüm korkusunu aşmak ancak sadece dinin verdiği yüksek mana ile mümkün olmuştur. Bugün de bilimi ve aklı yok saymadan İslam’ın verdiği anlamlarla yaşadıklarımızı daha doğru anlamlandırabiliriz diye düşünüyorum” diye konuştu.

“BU TÜR HADİSELER GAZAP DEĞİLDİR”

Görmez, “İlahi vahiy bu konuda da insanları batıl ve hurafelerden kurtaracak doğru yolu göstermiştir. İnsanı, vahiy ve kâinatı birlikte ele aldığımızda her şeyden önce bu tür musibetler ilahi afet değil, ilahi ayettir. Bazen öfke ile iddia edildiği gibi bu tür hadiseler gazap değildir. Fatır Sûresi 45. ayette bakınız Rabbimiz ne buyuruyor? “Şayet Allah, insanları yaptıklarıyla hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı.” Fussilet Sûresi 46. ayette Rabbimiz açıkça şöyle buyurur: “Allah kullarına zulmedecek değildir.” Birilerinin zaman zaman haddi aşarak iddia ettiği gibi bu bir kıyamet de değildir. Çünkü kıyametin bilgisi hiçbir zaman hiçbir peygambere dahi verilmemiştir. Sevgili Peygamberimiz’e sordular, “Kıyamet ne zaman ya Resulallah?” Allah Resulü, “Sen ona ne hazırladın” dedi. Üçüncü kez tekrar sordu, aynı cevabı verdi. İnsanın vazifesi yarın kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikmektir” dedi. 

“HER MÜMİN BU İŞARETTEN FARKLI BİR İBRET ÇIKARACAKTIR”

Ayet ve musibet konusuna değinen Görmez, “Kur’an’a göre başımıza gelen bu musibet tam da bir ayettir. Ayetin sözlük manası işarettir. Her mümin bu işaretten farklı bir ibret çıkaracaktır. İşaretler ibareler üzerinden değil, ibretler üzerinden okunur. Allah’ın “İbret alın ey akıl sahipleri” emri tam da bu konulara yöneliktir. Koronavirüs olarak adlandırdığımız bu salgını İlahi ayet olarak okuduğumuzda bazıları bunun sebebini insanlığın dünyayı hoyratça kullanmasına bağlayacaktır, haklı olarak. Bazıları dünyanın artık insanı taşıyamaz hale geldiğinden söz edecektir ve bunu sebep olarak gösterecektir. Kimileri bunu Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Yemen’de yaşanan insanlık trajedilerine bağlayacaktır. Kimileri ise ülkelerin sınırlarını kapatmalarına, gariban Suriyeli muhacirlere kapılarını kapatmalarına bağlayacaktır. Bazıları mazlum Suriye halkı üzerinden yürüyen küresel çatışmalara bağlayacaktır, bazıları Akdeniz’in sahillerine vuran çocuk cesetlerinde arayacaktır bütün bunların sebebini. Bazı insanlar bu haz ve hız çağında insanın kendini, evini, kalbini, ruhunu, Rabbini unutmasına bağlayacaktır. Kimi insanlar kendimizi eve kapatmamızın sebebini eşimizi, ailemizi, çocuklarımızı çok ihmal etmemize bağlayacaktır. Bazı müminler Kâbe’nin, Mescid-i Nebevi’nin, Mescid-i Aksa’nın, camilerin, cumaların kapılarını yüzümüze kapatmalarını, onları ihmal etmemize, hatta mukaddes mekânları yâd ellere terk etmemize bağlayacaktır” ifadelerini kullandı.

“MUSİBET AYET OLARAK OKUNURSA HER İNSAN KENDİSİYLE YÜZLEŞECEKTİR”

Yaşananları ayet olarak değerlendirmenin doğru olacağının altını çizen Görmez, “Bu zengin anlamlar haritası insanlığı kendisi üzerinde yeniden düşündürecek ve bu musibeti rahmete dönüştürecektir. Onun için musibetleri ayet olarak okumak bugün çok daha büyük anlam kazanmıştır. Böyle okunduğunda her insan kendisiyle yüzleşecektir. İnsan dünya ile ilişkisini yeniden gözden geçirecektir. İnsan ailesiyle, eşiyle, dostuyla ilişkisine çekidüzen verecektir. Doğru anlamamızın önünde engeller var. Bu tür hadiseleri insanın sorumluluklarını ortadan kaldıracak şekilde yorumlamak. İnsan irade sahibi ve sorumlu bir varlıktır. Yüce Rabbimiz Rum Sûresi 41. ayette şöyle buyurur:  Karada ve denizde çıkan bütün bozgunculuğun ve fesadın sebebi insanların kendi elleriyle yapıp ettiklerindendir” açıklamalarında bulundu. 

“EN BÜYÜK YANLIŞ BİLİMCİLİK ADINA KÂİNATIN YARATICISINI GÖZ ARDI ETMEKTİR”

Manayı anlamamanın önündeki yanlışlardan bahseden Görmez, “Son zamanlarda içine düşülen en büyük yanlışlardan bir tanesi bilim adına değil bilimcilik adına kâinatın yaratıcısını, yoktan var edeni göz ardı etmek... Allah’ı yok sayarak, O’nun varlığa ve kainata yerleştirdiği kanunları göz ardı ederek okumak ve yorumlamak en büyük yanlışlıklardandır. Bir başka yanlışlık da insanın haşa kendisini Allah yerine koymaya çalışması, kişinin Allah’ın yerine konuşmasıdır. Nasıl oluyor bu? “Bu, Allah’ın şu olaylardan dolayı topluma verdiği cezadır.” demek kulun haddini aştığı konulardan biridir. Böyle dediğimiz zaman Allah adına konuşmuş oluruz” şeklinde konuştu.

“SAĞLIK OTORİTELERİNİN ÖNERİLERİ DİNİN DE ÖNERİLERİDİR”

“Bu gibi salgın hastalıklarda sağlık otoritelerinin önerileri dinin de önerileridir” diyerek uyarılarda bulunan Görmez, “İslamiyet bir insan canını korumayı en büyük esas kabul etmiştir. Resulü Ekrem (as) 14 asır önce kendi dönemi için salgın hastalıklara karşı karantina ilkelerini en iyi şekilde belirlemiştir. Bir hadis talebesi olarak hadis kitaplarını karıştırdığımda Peygamberimizin bu konuya büyük bir ehemmiyet verdiğini fark ettim. Hasta bir insanı sağlıklı bir insanın yanına götürmeyin buyurduğunu hadis kitaplarından görüyoruz” diyerek Peygamber Efendimiz (sav)’in “Bir yerde hastalık varsa girmeyin, bulunduğunuz yerde hastalık varsa oradan çıkmayın” hadis-i şerifini hatırlattı.

“DUALARIMIZI BÜYÜK BİR İYİLİK HAREKETİNE DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ”

Konuşmasının son bölümünde hastalığa karşı alınacak tedbirlerden bahseden Görmez, “Öncelikle bulaşmasını önlemek için günün gerektirdiği her türlü yola başvurmak İslam’ın emridir. Evlerimizde kalışımızı bir nimete çevirebiliriz. Mesela bir aile muhabbetini yeniden keşfetmemize vesile kılabiliriz. Camilerimizden uzak kalmamızı evlerimizin mabetlere dönüşmesine vesile kılabiliriz. İkinci tedbir ilim adamlarına düşüyor. İlim adamlarının şifayı keşfetmesini insanlık bekliyor. Böyle bir hastalığa çare bulmak bir kulun nail olabileceği en büyük derecedir aslında. İnsanlık bugün birbirini yok edecek silah üretme yarışını bırakıp birbirini tedavi edecek, derdine çare üretecek vesileleri bulma yarışına girmelidir. O zaman bu dünya ne güzel bir yer olur. Ve son çare dua, dua, dua. Her gün aile efradı ile birlikte Rabbimize el açıp yalvardığımız bir vaktimiz mutlaka olmalıdır. Ancak en kabule şayan dua nasıl bir duadır biliyor musunuz? Fiili bir duadır. Bugünden itibaren dualarımızı büyük bir iyilik hareketine dönüştürebiliriz. Mesela bu zor zamanlardan geçerken bir ev ve dükkân sahibinin, kirasını ödeyemeyen kardeşine ikramı en büyük duasıdır. Bir işverenin bu zor zamanlarda işe gelemeyen işçisinin ücretini vermeye devam etmesi en büyük duadır. Bir kimsenin alışverişini yapamayan zor durumdaki komşusuna yardımcı olması en büyük duadır. İlahi rahmeti celp edecek bela ve musibetleri def edecek en büyük dua bu zor zamanlarda büyük bir iyilik hareketi başlatmaktır. Bütün birey ve toplum olarak, sivil toplum örgütleri, hep birlikte bir iyilik hareketi başlatmamız, zorda olan her kardeşimizin kalbine dokunmamız en büyük duadır. En büyük dua herkesin birbirine iyilik yapmasıdır. Bugün musafaha etmekten uzaklaştık. Çok sevdiğimiz kardeşimize elimizi bile uzatamıyoruz. Ama bunu yüreklerin dokunuşuna dönüştürebiliriz. Yüreklere dokunmak bugün en büyük duadır. Allah dualarımız kabul etsin” 

MİLLİ GAZETE

SENDİKA HABERLERİ SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #