ŞEKERCİ: 1 Mayıs Toplu sözleşmenin arifesi olsun.

Eğitim-Bir-Sen İstanbul 6 nolu şube başkanı İdris Şekerci 1 Mayıs'a ilişkin yaptığı açıklamada ''Salgın süreciyle ekonomik açıdan ülkenin zorlandığının farkındayız. Ancak çalışana verilen ilave her kuruşun tekrar ekonomiye döndüğü de unutulmamalıdır. Kamu çalışanları, 1 Mayıs ile ilgili kuru tebrik mesajları yerine, yaklaşan toplu sözleşmeye doğru, çalışanları mutlu edecek, yarına dair umutlarını yeşertecek bir irade beklemektedir.'' dedi.
03 Mayıs 2021 11:41

ŞEKERCİ açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

1 Mayıs, ABD’de çalışma sürelerini protesto etmek için ortaya çıkan dayanışma sonrasında 1886 yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Günlük çalışma saat sınırının çok fazla olmasını protesto etmek ve azami sınırın 8 saat olmasını sağlamak için 1884 yılında mücadele eden işçiler nihayet amaçlarına iki yıl sonra ulaşır.

1912 yılında Osmanlı payitahtı İstanbul’da amele bayramı olarak tanımlanan 1 Mayıs, 1923 yılından itibaren ülkemizde resmi olarak kutlanmaya başlar. 12 Eylül darbesi ile yasaklanan 1 Mayıs, AK Parti iktidarı eliyle 2008 yılında tekrar resmi hüviyet kazanarak “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmaya başlar.

Bizim medeniyetimizde emek kutsaldır. Bu husus, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” ayeti ile sabittir. Emeğin hakkını vaktinde ödemek, çalışana adaletle hükmetmek İslam’ın temel şiarıdır. Peygamberimizin, kıyamet günü hasmı olacağını ifade ettiği üç grup insandan biri, “Bir işçi çalıştırarak ondan istifade edip de ücretini vermeyen” kimsedir.

Zenginlik ya da fakirlik, işveren olmak veyahut çalışan olmak, nihayetinde bir sınanma vesilesidir. Herkes kendi imtihanını vermektedir. İster kamu, isterse özel sektör olsun işveren konumunda olan kişi bilmelidir ki sahibi olduğu imkân kendisine bir emanettir ve bu emanetin hakkı, çalışanına hak ettiği bedeli zamanında ödemektir.

Adaleti, mülkün temeli bilen bir tasavvurun dünyasında asgari ücret, “kendi yediğinden yiyebileceği, kendi giydiğinden giyebileceği” bir hassasiyeti ifade etmektedir. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” sözünün anlam bulabilmesi için, refahın topluma yayılabilmesi adına çalışanın hukukunun önce devlet tarafından korunması gerekir.

Vergi yükünün en ağır kısmının çalışana yüklendiği -kaşıkla- verilen zammın, vergi dilimi denilen düzen (leme) ile -kepçeyle- geri alındığı bir sistemin, insanı yaşatması, asgari ihtiyaçlarını karşılayabileceği imkâna eriştirmesi ne kadar mümkündür?

Sosyal devlet olmanın temel şartı, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” inceliğini, devletin tüm birimlerine, bir yönetim anlayışı olarak hâkim kılmaktır. “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu/Adl-i İlâhi Ömer’den sorar onu” hesabı, vatandaşın derdi ile dertlenerek evine götüreceği maişetin sancısını çekenleri görebilmektedir devlet olmak. Kapanma dönemini bahane ederek, zorda kalan vatandaşlarına yardım etmek yerine, TYP kapsamında iş verdiklerinin aldığı ücreti kesmek gibi yanlışa tevessül etmemektir adil devlet olmak.

Memur Sen tarafından her ay düzenli olarak yapılan “açlık-yoksulluk” araştırması Mart ayı verilerine göre, Türkiye’deki 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2.706,90, yoksulluk sınırı ise 7.116,10 TL’dir. Asgari ücretle çalışan milyonlarca insan, bu duruma göre yoksulluk sınırının dahi altında bir ücretle çalışmaktadır. Sadece ülke ekonomisini büyütmeye odaklanmış bir mali politikanın uygulandığı, kadın istihdamı denilerek binlerce kadının ucuz işçi olarak çalıştırıldığı anlayışa artık son verilmelidir.

Salgın süreciyle ekonomik açıdan ülkenin zorlandığının farkındayız. Ancak çalışana verilen ilave her kuruşun tekrar ekonomiye döndüğü de unutulmamalıdır. Kamu çalışanları, 1 Mayıs ile ilgili kuru tebrik mesajları yerine, yaklaşan toplu sözleşmeye doğru, çalışanları mutlu edecek, yarına dair umutlarını yeşertecek bir irade beklemektedir.

İdris ŞEKERCİ
Eğitim Bir Sen İstanbul 6 No’lu Şube Başkanı

SENDİKA BÜLTENİ

SENDİKA HABERLERİ SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #